Archive for Mayıs, 2009

Donmuş Irmak


Ayşegül Kesirli
Ayşegül Kesirli

Courtney Hunt’ın ilk sinema deneyimi olan “Donmuş Irmak,” yalnız bir annenin başından geçenlere odaklanıyor. Tek isteği çocuklarına Noel’den önce yeni bir prefabrik ev alabilmek olan Ray, kocasının birikmiş paralarının tamamını çalarak kayıplara karışmasıyla çaresiz ve yapayalnız kalıyor. Bir yandan on beş yaşındaki oğlu Troy’un ergenlik buhranıyla baş etmek zorunda kalan Ray, diğer yandan beş yaşındaki diğer oğlu Ricky’nin Noel hayallerini gerçekleştirmeye uğraşıyor. Bu zorlu mücadele içerisinde ayakta kalmaya çalışan Ray’in kaderi Mohawk kabilesine mensup Lila ile tanışması ile farklı bir yöne sapıyor.

Geçtiğimiz aylarda En İyi Orijinal Senaryo ve En İyi Kadın Oyuncu gibi iki prestijli kategoride Oscar’a aday gösterilerek büyük yankı uyandıran “Donmuş Irmak,” Independent Spirit Awards ve Sundance Film Festivali’nde en gözde ödüllerin sahibi oldu. Columbia Film Okulu mezunu 45 yaşındaki Courtney Hunt, daha önce Amerikan İç Savaşı’na odaklanan kısa filmi ile dünya çapında birçok festivalde de ödül yağmuruna tutulmuştu.

Hunt’ın ilk uzun metraj filminin göz ardı edilemez başarısının en önemli nedeni çalışkan bir öğrencinin elinden çıktığı her halinden belli olan, sade ve ustalıkla örülmüş bir senaryosunun olması. İlgi çekici bir hikaye anlatmak için sürprizlerle ya da sırlarla çevrili karmaşık olay örgüleri yaratmanın şart olmadığını kanıtlayan filmin senaryosu son derece basit ve tek yönlü olmasına rağmen oldukça sürükleyici ve heyecan verici.

Diğer yandan, “Donmuş Irmak,” fazla ayrıntıya girmeden karakterlerinin tüm iç karmaşalarını, bastırılmış travmalarını ve aralarındaki iktidar ilişkilerini iç güdüsel bir biçimde gözler önüne seren bir yapım. Filmin başında, kendimizi Ray, Troy ve Ricky’nin gündelik hayatına tam ortadan dahil olmuş gibi hissetsek bile, beyazperdede gördüğümüz karakterlere karşı en ufak bir yabancılık beslemiyoruz. Courtney Hunt’ın karakterleri doğal, akıcı ve özgün yaradılışları sayesinde seyirci ile aralarında belli bir yakınlık oluşturmayı başaran, son derece yalın insanlar. Bu nedenle de onlar kendi iç dünyalarını fazla ön plana çıkartmasalar da, karakterlerle empati kurup, içlerinde saklı duygu yoğunluğuna ulaşmamız oldukça kolay.

Karakterlerle kurduğumuz gönül bağını körükleyen en önemli unsurlardan biri de filmin kadrosunda yer alan oyuncuların akıl almaz performansları. Başta Ray karakterini canlandıran Melissa Leo olmak üzere, filmde yer alan her oyuncu tam anlamıyla hünerini konuşturuyor. Melissa Leo, canlandırdığı karakteri sanki kendi kişisel yaşam öyküsünü sahneye koyuyormuşçasına doğal bir tavırla benimsiyor. Ray’in her hareketine capcanlı ve akıcı bir ritim veren bu tavır, Leo’nun niçin bir anda kendisini En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar’a aday bulduğunu da açıklıyor.

Her şey bir yana, “Donmuş Irmak”ı izlenmeye değer kılan en önemli özelliklerin başında filmin mekansal olarak ülkeler ve kültürel arasındaki sınırları hiçe sayması ve bu sınırları yıkmak için birebir çaba harcaması geliyor. Film boyunca Ray’in Lila ile işbirliği yaparak, Çinli ve Pakistanlı kaçakları Kanada sınırından Amerika’ya geçirmesini izliyoruz. Bu sınır ihlallerinin yanı sıra zaman zaman Ray ve Lila aracılığıyla Amerikan yasalarının el süremediği Mohawk bölgesine de ziyaretler düzenliyoruz.

Bütün bunların sonucunda, donmuş bir nehrin çevrelediği mekanlarda yaptığımız bu gezintiler, bizlere yoğun bir zamansızlık ve dünya yasalarından kopmuşluk hissi veriyor. Her karakterin kendine göre yasaları ve prensipleri olduğunu derinden duyumsamamıza yardımcı olan bu his, aynı zamanda bizleri toplumsal hayatın üzerimize yüklediği yasal sorumluluklar ve sözlü kanunlar üzerine de düşünmeye itiyor. Aklımıza doluşan tüm bu fikirler, bir sonraki aşamada Ray’in ailesine yeni bir prefabrik ev almak için başvurduğu yasadışı eylemlerin meşruluğunu sorgulama sürecimizle birleşiyor ve nihayetinde “Donmuş Irmak”ı boyun eğdiğimiz bazı yasaların kime göre ve hangi kriterlere göre meşru olduğunu kestiremediğimiz enteresan bir ruh halinde izlerken buluyoruz kendimizi.

Bu enteresan ruh hali, Ray’in hikayesi boyunca diken üstünde oturmamıza, hiçbir akıl oyununa veya özel efekte ihtiyaç durmadan öyküyü heyecan içinde takip etmemize de olanak tanıyor. Bu yönüyle neredeyse eski Alfred Hitchcock filmlerinin tadını yakalayan “Donmuş Irmak,” sinema dilinin en yalın haliyle izleyenlerin dikkatlerini fethetmek için yeterince malzemeye sahip olduğunu da kanıtlıyor. Son zamanlarda seyredenlerin gözlerini farklı numaralarla boyamaya çalışmadan, sade, akıcı ve etkileyici bir film izlemek istiyorsanız “Donmuş Irmak,” tam size göre.


Archive for Mayıs, 2009

Arkadaşımın Aşkı - My Best Friend’s Girl


 

Tür : Komedi
Gösterim Tarihi : 22 Mayıs 2009
Yönetmen :
Howard Deutch
Senaryo : Jordan Cahan
Görüntü Yönetmeni :
Jack N. Green
Müzik :
John Debney  
Yapım :
2008, ABD , 101 dk.

Oyuncular
Dane Cook (  Tank) , Kate Hudson (  Alexis) , Alec Baldwin (  Professor Turner) , Jason Biggs (Dustin) , Diora Baird (Rachel) , Lizzy Caplan (Ami)

Dustin sonunda hayallerindeki kadın, Alexis ile karşılaşmıştır. Fakat zaman içinde Alexis’in ondan uzaklaştığını anlar ve en iyi arkadaşı Tank’tan yardım ister.

Tank, terkedilmiş erkeklerle anlaşarak onlara yardım ediyordur. Eski sevgililerinin hayatına girip, önce kendine bağlayıp ardından onları deli ederek onları ayrıldıkları erkeklere döndürüyordur.

Fakat bu sefer Tank sert kayaya çarpmıştır. Güzel olduğu kadar akıllı da olan Alexis, onun ne dolaplar çevirdiğini anlar. Alex’in zekasından etkilenen Tank, ona karşı duyduğu çekim ve en iyi arkadaşına olan sadakat arasında kalır.

Oyuncular


Archive for Mayıs, 2009

101 Korku Filmi


Ölmeden önce okunması gereken kitaplar, ölmeden önce izlenmesi gereken filmler, gezilmesi gereken mekanlar, koklanması gereken kokular…

“Ölmeden önce yapılması gerekenler” kitap sattırıyor. Birileri bu konsepti uzun zaman önce kitap dünyasına kabul ettirmeyi başardı; yoksa çoksatan kitaplar dünyasına mı demek lazım acaba? Ölmeden önce okunması gereken kitaplar, ölmeden önce izlenmesi gereken filmler, gezilmesi gereken mekanlar, koklanması gereken kokular…

Liste bu şekilde uzayıp gidiyor, eğer aklınıza gelen başka bir liste varsa, araştırın, henüz hakkında bir kitap yoksa, ilk siz yazabilir ve köşeyi dönebilirsiniz. Ne de olsa insanlar ölmeden önce hayatı dolu dolu yaşamak istiyor ve bu nedenle uzmanlara, rehberlere ilgi gösteriyor.

Peki bu kitaplar gerçekten güvenilir mi? Ölmeden önce izlenmesi gereken filmler hakkında yazılara yer veren bir kitaba ne kadar güvenebiliriz? Şüphesiz bu tür kitapların perde arkasında DVD şirketleriyle yapılmış anlaşmalar aramak çok yanlış değil. Üstelik batılı editörler genellikle Amerika ve Avrupa’da yazan eleştirmenlerden destek alarak yazıyor bu kitapları. Dolayısıyla batılı filmler ve kitaplar listelere ağırlığını koyuyor.

Uzun girişin ardından bu yazının konusu olan ve yukarda bahsettiğimiz kitapların izinden giden (fakat bizi yakından ilgilendiren) bir kitaba gelebiliriz. Editör Steven Jay Schneider, ölmeden önce görülmesi gereken 101 korku filmini içeren 101 Horror Movies You Must See Before You Die isimli bir kitap hazırlamış. Küçük boyutlu ama kalın, sanat ansiklopedileri gibi görünen bir kitap bu. Korku Sineması ve psikaliz ilişkisini içeren bir kitabı olan Schneider, Michael Atkinson gibi korku sinemasına yakın eleştirmen, sinema yazarı ve akademisyenlerden yazılar almış. Kitap 1910′lu yıllardan 2000′lere uzanan 100+1 filme yer veriyor. İlk Film 1919 tarihli Dr. Caligari, en son film ise 2007 yapımı Yetimhane. Peki arada hangi filmler var? Ve bu noktada esas soru, yazarlar Amerikan ve İngiliz sinemasının ötesine ulaşmayı başarabilmiş mi?

Türün klasikleri, özellikle Amerikan ve İngiliz (Hammer!) yapımı korku klasikleri neredeyse eksiksiz olarak yer alıyor. Onibaba ve Vıy gibi filmlerle kitap dünya sinemasına açılıyor. Atmosferik Japon filmi Onibaba ve olağanüstü Sovyet cadı filmi Vıy’la başlayan uluslararası atak, Harry Kümel’in Daughters of Darkness filmiyle devam ediyor. Kitap 2000′lere kadar bilinen korku filmlerinin ötesine uzanıyor ve zaman zaman az bilinen filmlere de yer veriyor. The Others, 28 Gün Sonra, High Tension, Testere gibi filmler günümüz sinemasını temsil ediyor.

Birden fazla görselle desteklenmiş film yazılarında klasik bir özetle yetinilmemesi kitabın en büyük artılarından biri. Mesela Kümel’in Daughters of Darkness filmi için yazılan yazıda, filmin lezbiyen vampir filmleri içindeki öneminden detaylı bir şekilde bahsediliyor (feminist eleştirmenlerin de ilgi alanına girdiği yazılmış). Filmler hakkında detaylı ve ilgi çekici bilgiler mevcut.

101 Korku Filmi, sinema kitapları basan yayınevlerinin öncelik vereceği bir çalışma değil; fakat ölmeden önce okunması gereken kitaplar etiketini taşıyan diğer kitaplar gibi yüzeysel değil ve türün hayranlarının bile keşfedeceği filmler ve bilgiler içeriyor. Belki bu tür kitaplar basan bir yayınevi dilimize kazandırabilir. Ölmeden önce izlenmesi gereken 101 filmi bilenler için bile, 101 önemli korku sineması yazısı içeriyor. Yazıların tarzı klasik eleştiri yazısından inceltilmiş akademik makalelere uzanıyor.


Archive for Mayıs, 2009

Müzede Bir Gece 2 - Night at the Museum 2:Battle of the Smithsonian


Tür : Komedi / Aksiyon
Gösterim Tarihi : 22 Mayıs 2009
Yönetmen : Shawn Levy
Senaryo : Robert Ben Garant , Simon Kinberg
Görüntü Yönetmeni : John Schwartzman
Müzik : Alan Silvestri
Yapım : 2009, ABD , 108 dk.

Washington, DC. Smithsonian Enstütüsü’nde yine bir gece vaktidir. Rehberler evlerine dönmüş, ışıklar kapanmış, okul çağındaki çocuklar çoktan yataklarına gitmişlerdir…

Ama eski gece bekçisi Larry Daley ’in içini bir şey kemirmektedir ve sonunda kendini akıl almaz bir maceranın içinde bulur. Bu sefer tarih gerçekten canlanmaktadır.

Müzede Bir Gece serisinin ikinci filminde, Larry dünyanın en büyük müzesinin koridorlarında inanılmaz bir savaşın ortasındadır. Bu sefer Larry, eski cansız arkadaşlarını, onların sonunu getirebilecek bu durumdan kurtarmalıdır. Duvarlardaki ünlü resimlerden, koridorlardaki roket gemi maketlerine kadar herşeyin kendi aklına göre hareket ettiği bir müzede…